Aspirin nedir? Neyden yapılmıştır?

Günümüz birçok ağrı ve sızılar için kullanılan ateş dürücü ve aynı zamanda ağrıkesici bir ilaçtır. Eski çağlarda kullanılmış ağrıkesici yöntem ise söğüt ağacının yapraklarından elde edilen sentezdir. Öyle ki bu yöntem aspirinin ileriki zamanlarda bulunmasına yardımcı etken olmuştur. Aspirin veya kısacası asetilsalisilik asit  (ASA) kan seyreltici etkisi ile en çok kullanılan ilaçlar arasında yer almaktadır. Kalp krizini önlemede bile tedavi amaçlı az dozajda kullanılan bu ilaç yüzyıllardır insanlığın hemen hemen her yerde tedarik edebileceği bir ilaçtır.

Aspirinin icadı ne zaman oldu? Kim tarafından bulundu?

Aspirinin ortaya çıkışı 19. Yüzyılda ünlü ilaç firması olan Bayer’in kimyageri Felix Hoffmann tarafından bulunmuştur. Hoffmann salisilik asit ile asetik asiti birleştirerek saf asetilsalisilik’i (ASA) üreterek bu ilacın ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. Hoffmann aslında aspirini bulmasında ana etken olan, babasının romatizma hastalığından ötürü çekmiş olduğu ağrılardır. Kullanılan ağrı kesicilerde salisilik asit yanı sıra sodyum salisilat bulunmaktaydı. Sodyum salisattan dolayı hastaların çoğunluğunda mide şikayetleri ve ağızda kötü tat şikayeti bulunmaktaydı.  
Hoffman  Aspirini bulduktan kısa bir süre sonra, morfini sentezleyerek aynı zamanda günümüz uyuşturucu çeşitlerinden olan eroini bulmuştur. Eroin o dönem başlayan 1. Dünya savaşında yaralanan askerlere ağrı kesici olarak verilmiş ve bir süre sonra alışkanlık yaptığı görülünce ilaçlıktan çıkarılmasına sebep olmuştur.

Aspirinin etkileri nelerdir?

ASA ağrı kesici ve yatıştırıcı etkisi ile aspirinin etken maddesidir ve kaynağı söğüt ağacı olarak öncülük etmiştir. Bu ilacın etkilerini sıralamış olursak;

  • Baş ağrısı
  • Diş ağrısı
  • Siyatik
  • Nevralji
  • Ateşli hastalıklarda
  • Grip ve soğuk algınlığında
  • Romatizmada
  • Boğaz ağrısında
  • Migren hastalığında
  • Kalp ve tansiyon hastalıklarında

kullanılarak bu rahatsızlıkların giderilmesinde veya yatıştırılmasında öncü olmuştur. Aspirin kullanımından bir süre sonra, hamilelikte ölü doğumların önüne geçtiği, şeker hastalığından dolayı gözde retina tabakasını ve böbreklerin kılcal damarlarının tıkanmasının önüne geçtiği, kolon kanserinin ilerlemesini engellediği, sistematik bir şekilde kullananlarda kanser riskini önemli derecede düşürdüğü ortaya çıkmıştır.